- Erzurum Haber Gazetesi - https://erzurumhabergazetesi.com/ -

HAC ÜCRETLERİ SÜBVANSE EDİLEMEZ Mİ?

Hac, İslam’ın beş temel şartından biri…

Maddi ve bedensel gücü yeten her Müslümanın ömründe bir defa yerine getirmesi gereken büyük bir ibadet.

*

Ancak bugün ülkemizde milyonlarca insanın yüreğinde Kâbe’ye varma, Arafat’ta vakfeye durma ve Peygamber Efendimizin huzuruna çıkma arzusu bulunmasına rağmen hac ücretleri, dar ve orta gelirli vatandaşlarımızın ulaşamayacağı seviyelere gelmiş durumda.

Bugünkü rakamlarla yaklaşık 30 günlük bir hac programına katılmak isteyen karı-kocanın ödemesi gereken toplam ücret 900 bin lirayı buluyor. Daha kısa süreli programlarda ise bu rakamların 2 milyon liraya kadar çıktığı ifade ediliyor.

Dile kolay…

Bir çift için 900 bin lira!

*

Asgari ücretle geçinen, emekli maaşı alan veya orta halli bir gelire sahip olan insanımız bu parayı nasıl biriktirsin?

Ev kirasını, mutfak masrafını, elektrik ve doğal gaz faturasını, çocuklarının eğitim giderlerini karşılamaya çalışan bir aile, hac ibadeti için böylesine büyük bir bütçeyi nasıl ayırabilsin?

Dinimiz bu konuda açık.

Maddi gücü bulunmayan bir Müslümana hac farz değildir. Allah hiç kimseye gücünün üzerinde bir yük yüklemez.

Bunu biliyoruz.

*

Fakat bir de işin gönül tarafı var.

Hac kendisine farz olmasa bile yıllarca Kâbe hasretiyle yaşayan, her ezan sesinde Mekke’yi ve Medine’yi hayal eden insanlarımız var.

Saçını ağartmış, çocuklarını büyütmüş, ömrünü çalışarak geçirmiş nice anne ve baba, “Acaba ölmeden önce o mübarek toprakları görebilecek miyim?” diye düşünüyor.

Belki dinen sorumlu değiller ama bu özlem onların yüreğinde bir dert olarak kalıyor.

İşte tam da bu noktada devletimizin sosyal devlet anlayışını hac ibadeti için de düşünmesi gerektiğine inanıyorum.

*

Devletimiz bugün vatandaşın kullandığı elektrikten doğal gaza, tarımdan ulaşıma kadar birçok alanda destek ve sübvansiyon uyguluyor.

Bu destekler, özellikle dar ve orta gelirli vatandaşlarımızın yükünü önemli ölçüde hafifletiyor.

Peki, benzer bir uygulama hac ücretleri için neden yapılmasın?

Üstelik bu öneri dünyada hiç uygulanmamış, temeli bulunmayan bir düşünce de değil.

Bazı İslam ülkeleri, hacca gidecek vatandaşlarının ödeyeceği ücretleri farklı yöntemlerle düşürüyor.

Bu destek her ülkede doğrudan devlet bütçesinden karşılanmıyor.

Hac fonlarının yatırım gelirleri,

Devlet katkıları,

Vakıflar,

Zekat fonları

Ve hayırseverlerin yardımları kullanılabiliyor.

 

Bu konuda en dikkat çekici örneklerden biri Malezya…

Malezya’da devletin de katkı sunduğu Tabung Haji isimli kurum, vatandaşlara gelir durumlarına göre kademeli hac desteği sağlıyor.

Kurumun 2026 yılına ilişkin resmî açıklamasına göre bir kişinin gerçek hac maliyeti 33 bin 300 Malezya ringgiti.

Düşük gelirli B40 grubunda bulunan hacı adayı bu maliyetin yalnızca yüzde 45’ini, yani 15 bin ringgitini ödüyor.

Kalan yüzde 55’lik bölüm Tabung Haji ve devlet desteğiyle karşılanıyor.

Orta gelirli M40 grubunda bulunanlara kişi başına 9 bin 800 ringgit destek veriliyor.

Yüksek gelirli T20 grubunda yer alanlar ise gerçek maliyetin tamamını ödüyor.

*

Yani sistemi açıkça şöyle kurmuşlar:

Dar gelirliye yüksek destek…

Orta gelirliye belirli oranda destek…

Yüksek gelirliye ise tam ücret…

İşte sosyal adalet anlayışına uygun bir model!

Bir başka örnek Endonezya…

Endonezya’da hacı adaylarının daha önce yatırdığı paraların oluşturduğu fon işletiliyor.

Elde edilen gelir, hac maliyetinin bir bölümünü karşılamak için kullanılıyor.

Endonezya Din İşleri Bakanlığının açıkladığı 2025 yılı rakamlarına göre hac maliyetinin yaklaşık yüzde 62’si hacı adayından alınırken, yüzde 38’i fonun işletilmesinden elde edilen “fayda payı” ile karşılandı.

Böylece kişi başına ortalama 33,98 milyon Endonezya rupisi tutarında katkı sağlandı.

Bu paranın tamamı doğrudan devlet bütçesinden çıkmıyor.

Hac fonunda toplanan paraların değerlendirilmesinden elde edilen gelir kullanılıyor.

Brunei’de ise genel uygulamaların yanında belirli sosyal ve dinî gruplara yönelik hac yardımları bulunuyor.

Özellikle yeni Müslüman olan ve maddi imkanı yeterli bulunmayan kişilere hac paketlerinin eksik kalan kısmının karşılanması ve harçlık desteği verilmesi gibi uygulamalar yapılıyor.

Bangladeş ve Pakistan’da da hac organizasyonları büyük ölçüde devlet eliyle yürütülüyor. Ulaşım,

Konaklama,

Sağlık

Ve diğer idari hizmetler merkezi şekilde planlanarak maliyetlerin kontrol altında tutulmasına çalışılıyor.

*

Demek ki “İslam ülkelerinde hac ücretleri desteklenmiyor” demek doğru değil.

Malezya ve Endonezya örnekleri önümüzde duruyor.

Biri vatandaşın gelirine göre kademeli destek veriyor, diğeri hac fonunun gelirleriyle maliyetin önemli bir bölümünü karşılıyor.

Peki, Türkiye neden kendisine özgü bir model oluşturmasın?

Elbette burada ölçülü, adaletli ve şeffaf bir sistem kurulmalıdır.

Herkesin hac ücretinin gelişigüzel biçimde devlet tarafından karşılanmasından söz etmiyorum.

İlk defa hacca gidecek,

Belirli bir yaşın üzerinde bulunan,

Yıllardır kurada bekleyen,

Dar veya orta gelirli vatandaşlarımız için gelir durumuna göre kademeli bir “hac desteği” hayata geçirilebilir.

Malezya örneğindeki gibi dar gelirliye daha yüksek,

Orta gelirliye belirli oranda destek verilebilir.

Yüksek gelirli vatandaşlarımız ise gerçek maliyetin tamamını ödeyebilir.

*

Örneğin 30 günlük hac programına katılacak orta gelirli bir çiftin yaklaşık 900 bin lirayı bulan ücretinin yüzde 25’i, yüzde 30’u veya şartları uygun olanlar için yüzde 50’si karşılanabilir.

Kalan bölüm için de uzun vadeli ve faizsiz ödeme imkanı oluşturulabilir.

Bu destek, yüksek ücretli, kısa süreli ve özel programlardan ziyade Diyanet İşleri Başkanlığının standart hac organizasyonlarına katılacak, ilk defa hacca gidecek ve gerçekten maddi desteğe ihtiyaç duyan vatandaşlarımıza verilmelidir.

Türkiye’de de özel bir “Hac Destek Fonu” kurulabilir.

Hacı adaylarının yıllar içerisinde yapacağı düzenli birikimler güvenli ve helal yatırım araçlarında değerlendirilerek gelir elde edilebilir.

Devlet katkısı,

Gönüllü bağışlar,

Vakıflar,

Zekât fonları ve hayırsever iş insanlarının destekleri bu fonda bir araya getirilebilir.

*

Fonun gelir ve giderleri kamuoyuna açık olmalı, her kuruşun hesabı verilmelidir.

Böylece hac desteğinin bütün yükü doğrudan devlet bütçesine bırakılmamış olur. Devletimizin katkısı ile milletimizin yardımlaşma ve dayanışma duygusu aynı çatı altında buluşturulabilir.

Ancak bu meselenin yalnızca Diyanet İşleri Başkanlığına bırakılmaması gerektiğini düşünüyorum.

Başta dinî ve sosyal yardımlaşma alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarımız olmak üzere bütün gönüllü kuruluşlarımız bu konuya sahip çıkmalıdır.

Siyasi partilerimiz,

Milletvekillerimiz

Ve yerel yöneticilerimiz meseleyi gündemlerine taşımalıdır.

İktidarıyla muhalefetiyle siyasilerimiz, vatandaşlarımızın gönlünde yıllardır büyüyen bu hasrete ortak olmalıdır.

*

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız da konuyu sosyal destek politikaları bakımından değerlendirmelidir.

Bakanlığımızın dar gelirli aileleri, yaşlıları ve ihtiyaç sahibi vatandaşları belirleme konusundaki bilgi ve tecrübesi, kurulacak sistemin adaletli biçimde işlemesine katkı sağlayabilir.

Diyanet İşleri Başkanlığı,

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı,

Hazine ve Maliye Bakanlığı,

Türkiye Büyük Millet Meclisi,

Siyasi partilerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız birlikte hareket ederse bu düşünce bir temenni olmaktan çıkar, ciddi ve uygulanabilir bir sosyal projeye dönüşür.

Sivil toplum kuruluşlarımız ve siyasilerimiz bu çağrıya sahip çıkarsa, konunun çok daha ciddi boyutlara ulaşacağına inanıyorum.

*

Bugün bir köşe yazısında dile getirilen bu düşünce, yarın Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine taşınabilir.

İlgili kurumların katılımıyla bir çalışma grubu kurulabilir.

Maliyetler, destekten yararlanma şartları ve finansman kaynakları ayrıntılı biçimde ele alınabilir.

Dünyadaki örnekler incelenebilir.

Malezya’nın gelire göre kademeli destek modeli ile Endonezya’nın fon gelirine dayalı sistemi, Türkiye’nin sosyal ve ekonomik şartlarına göre bir araya getirilebilir.

Bu teklifin ekonomik boyutunun ve bütçeye getireceği yükün elbette uzmanlar tarafından hesaplanması gerekir.

Suudi Arabistan’daki konaklama, ulaşım ve hizmet maliyetleri de dikkate alınmalıdır.

*

Ancak mesele sadece rakamlardan ibaret değildir.

Mesele, ömrünü bu ülkeye hizmet ederek geçirmiş insanımızın kutsal topraklara ulaşabilmesine bir kapı aralamaktır.

Mesele, emekli maaşıyla geçinen bir babanın yıllardır içinde büyüttüğü Kâbe hasretine devletimizin el uzatmasıdır.

Mesele, “Param yetmiyor” diyerek gözyaşını içine akıtan bir annenin duasına ortak olmaktır.

Biz büyük bir devletiz.

Sosyal devlet olmak yalnızca vatandaşın maddi ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Aynı zamanda onun inancına, manevi dünyasına ve gönlünde taşıdığı özlemlere de imkânlar ölçüsünde destek olmaktır.

Bu nedenle başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Diyanet İşleri Başkanlığımızın, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın, Hazine ve Maliye Bakanlığımızın, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi partilerimizin, milletvekillerimizin ve sivil toplum kuruluşlarımızın bu konuyu değerlendirmesini arzu ediyorum.

Belki bütün ücretin karşılanması mümkün olmayabilir.

Belki ilk etapta sınırlı sayıda vatandaşımız bu destekten yararlanabilir.

Ama atılacak küçük bir adım bile binlerce insanımız için büyük bir umut olacaktır.

Hac ibadeti, yalnızca parası olanların ulaşabildiği bir imkan gibi görülmemelidir.

Geliri sınırlı vatandaşlarımızın da kutsal topraklara ulaşabilmesi için devletimizin şefkat eli devreye girmeli; siyasilerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ve hayırseverlerimiz de bu hayırlı çabaya omuz vermelidir.

İnanıyorum ki gelir durumuna göre uygulanacak adaletli bir hac desteği, milletimizin çok büyük bir kesimini mutlu edecek ve sayısız hayır duasına vesile olacaktır.

Bu düşüncemi milletimizin sesi olarak yetkililerimizin ve kamuoyunun dikkatine sunuyorum.

Çünkü bazı yollar parayla değil, umutla açılır.

Kâbe’ye uzanan yolda o umudu büyütmek de sosyal devletimize yakışır.