Söz doğrudan, dürüstlükten, haktan ayrılır, dil, doğruyu, hakkı değil çıkarlarına uygun olanı söylemeye başlarsa akıl susar, aklıselim ve vicdan kaybolur, şahsiyet, insanlık ve iman zedelenir.
Bu yalnızca kişisel çürüme, bireysel bir ahlâk sorunu değil toplumsal çürüme ve toplumsal ahlaki çöküştür. Çünkü dalkavukluk hem yalan söyleyerek hem de gerçeği gizleyerek vicdansızlığa, merhametsizliğe, adaletsizliğe, hukuksuzluğa, zulme ortak ve sebep olmaktır.
Dalkavukluğun yaygınlaştığı ve değer gördüğü toplumlarda liyakat ölür, hak, hukuk, adalet kaybolur. Hak eden, liyakatli olan değil, methiye dizen, riyakârlığı beceren kazanır.
Bu toplumlarda eleştiri düşmanlık, eleştiren düşman sayılır. Doğruluk tehdit olarak algılanır ve zulüm alkışlanır, zulmedenler övülür. Hal böyle olunca da yöneticiler dalkavukların ördüğü yalan duvarlar arasında haktan, hakikatten, toplumdan kopar ve sonunda kaybeden hem kendisi, hem halkı olur.
İslam âlimleri de, batı filozofları da dalkavukluğu iyiliğin, doğruluğun, faziletin düşmanı bir ahlâksızlık ve yozlaşma hali olarak nitelendirmişler, dalkavukları da dostluk maskesi takmış çıkarcı düşmanlar olarak değerlendirmişlerdir.
Dalkavuk, ahlâksız, değersiz, korkak, riyakâr, çıkarcı, insanlıktan çıkmış bir mahlûk olarak karşısındaki kişiyi, her kim ve hangi makamda olursa olsun, kendi arzuları doğrultusunda kullandığı bir araç hâline getirir.
Dalkavukluk, vicdansızlık, korkaklık, hırs, riya, dünyaya aşırı bağlılık gibi kalp hastalıklarının birleşimi olan ahlâkî bir hastalıktır ve içinde olmayan duyguları karşısındakine varmış gibi gösterdiği için Kuran’da münafıklıkla beraber anılır.
Peygamber Efendimiz (sav), yüzüne karşı aşırı övgüde bulunanlar hakkında: “Yüzlerine toprak saçın” buyurarak, dalkavukluğun kişiyi ve toplumun düzenini bozan bir davranış olduğunu bildirmiştir.
Çünkü övgü muhatabın nefsini azdırır, nefsin azması ise adaletsizliğin, haksızlığın, hukuksuzluğun ve zulmün kapısını aralar. Özetle dalkavuk, hakkı söylemediği için zalimi cesaretlendirir ve her kötülükte, hatada, yanlışta zalimin suçuna ortak olur.
Dalkavukluk, nefsin ibadetidir. Dalkavuklar Hakk’a değil, kula rükû ederler ve yine Hakk’a değil menfaate secde ederler.
Dalkavukluğun normalleştiği, utanılması gereken şeylerin meziyet olarak kabul edildiği, eğilen dillerin, kötü niyetli, riyakâr bedenlerin ortalıkta salına salına gezdiği günümüzde eğilen, dalkavukluk yapan diller “uyumlu”, doğru sözlü, hak adına eleştiren diller “sorunlu” ilan edilir. Hakikati söyleyenler geçimsiz, muhalif, alkışlayan ve yalan söyleyenler ise makbul kabul edilir.
Bu çağda insanlar putları olmadığını söylerler ama günümüzde putlar şekil değiştirmiştir. Çünkü heykeller yerine makamlara tapınılmakta, eğilen ve yalan söyleyen diller aracılığıyla da kişilere secde yapılmaktadır.
Son söz; Dalkavuklar Hakkı söylemez, haksızlığı över. Çıkarlarına uygun olanı ve kendisi için kullandığı, araç haline getirdiği kişileri övgüyle boğar, alkışlarıyla üstlerini örter. Zalimler vurur, adaletsizlik, haksızlık yapar dalkavuklar ise bütün bu kötülükleri ve kötü halleri meşrulaştırır.
Bir yanıt yazın