Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şubesi tarihi konakta faaliyetlerine devam ediyor.
Erzurum Büyükşehir Belediyesi’nin yeni kültür yatırımlarından biri olan Dil ve Edebiyat Konağı, düzenlenen törenle açıldı. Erzurum Kalesi mevkisinde gerçekleştirilen törene Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Genel Başkanı Ekrem Erdem de katıldı.
Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği (TDED) Genel Başkanı Ekrem Erdem, dilimizin yanlış kullanımına ve yabancı kelime işgaline dikkat çekerek, “Dili korumakla vatanı korumak arasında hiç fark yoktur.” dedi. “Türkçemizin kıymetini bilmek, dilimizi korumak ve güzelliklerini keşfetmek bu milletin ferdi olarak başlıca görevlerimizdendir” dedi.
Yabancı kelime işgalinin internetle birlikte her geçen gün artış gösterdiğini kaydeden Ekrem Erdem, konuya ilişkin şunları söyledi: “Yaklaşık 16 milyon kilometrekarelik bir coğrafyada 250 milyona yakın konuşanıyla dünyanın en büyük dilleri arasında yer alan Türkçe, bugün bilim ve teknolojideki hızlı gelişme, basın ve yayın kuruluşlarının kullandığı özensiz dil, ticari hayatın getirdiği yabancı kelime kullanım alışkanlığı, yabancı dilde eğitim hayranlığı gibi nedenler dilimiz için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Anlamsız kısaltmalar, cümle aralarına serpiştirilen yabancı kelimeler, kuş diline benzer sosyal medya dili gençlerimizin iletişim dili olarak her geçen gün kullanım alanını genişletmektedir.”
Dilimizin karşı karşıya kaldığı sorunları yalnız bir dil sorunu olarak görmemek gerektiğini ifade eden Genel Başkan Ekrem Erdem, “Burada asıl kaybolmakla karşı karşıya olan dilimiz değil, millî kimliğimizdir. Kendi dillini, kültürünü kaybederek başka bir milletin kültür dairesi içine giren milletler tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir. Dil devletlerin varlık sebebidir. Toplumlar, millet olmayı ortak bir dile sahip olmakla elde eder; millî varlıklarını da kendi dilleri ile koruyabilirler.” şeklinde konuştu.
Tarihin çöplüğü, dilleriyle bağları zayıfladığı için sürüleşip sömürgeleşen ve bir süre sonra da kimliksizleşerek yok olup giden milletlerin ibretlik hikâyeleriyle dolu olduğunu hatırlatan Ekrem Erdem sözlerini şöyle sürdürdü: “Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi; vatanı önce dil, sonra ordu bekler. Dil savunması vatan savunmasıdır. Dünyada söz sahibi bir ülke olmak istiyorsak dilimize sahip çıkmak mecburiyetindeyiz. Güçlü medeniyetler güçlü dillerle inşa edilebilir. Yüksek bir kültür seviyesine erişmek, yüksek seviyede bir kültür diline sahip olmaktan geçer. Bunun için Cumhuriyetimizin 100. yılında Türkçenin yabancı dillerinin baskısından kurtarılarak, bağımsız ve güçlü bir dil olarak varlığını sürdürebilmesi için, hayatımızın her alanını kuşatan bir ‘Millî Bir Kültür ve Dil Politikası’na ihtiyacımız var.”
Dildeki yabancılaşma ve yozlaşmanın en yoğun yaşandığı alanların başında tabela kirliliği geldiğini belirten Genel Başkan Ekrem Erdem, “Bugün cadde ve sokaklarımız yabancı kelimelerin işgali altında, şehirlerimizin cadde ve sokaklarında nerdeyse Türkçe tabela kalmadı. Derneğimizin de kuruluş sebebi olan tabela kirliliği her zaman öncelikli konumuz olmuştur” dedi.
Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şube Başkanı Murat Ertaş konuşmasında;
Dünyada sayısız kavim ve halk var. Bu, sayısız dil demek. Bilinen 142 dil ailesine bağlı 7 bini aşkın yaşayan dil var. Buna ölü diller de eklendiğinde sayı 10 bine yaklaşır.
Her dil bir kavmin veya halkın varlığını gösterir; lâkin milleti göstermez. Çünkü halk dili başkadır millet dili başka. Millet dilleri birbirinden farklı birçok halktan oluşan ve aynı inanca, ortak tarihe ve töreye sahip halklar topluluğudur. Dünyada dil sayısı kadar halk vardır; ancak “millet” çok azdır. Milleti halktan ayıran şey; bir medeniyet kurması, derin bir tarih yazması, bir edebiyat ortaya koyması ve kendi başına bir devlet kurabilmesidir. Halk veya kavim bir etnik grupken millet bir karakterin adıdır. Dünyada en çok bilinen milletler Türkler, İngilizler, Fransızlar, Ruslar, İspanyollar, Hintler, Çinliler, Farslar, Almanlar, Macarlar…
Misal, Fransızlar şu halklardan oluşur: Frenkler, Keltler, Galyalılar, Basklar, Bretonlar, Katalanlar, Alzaslılar; Cezayirli, Faslı ve Tunuslu Araplar, Vizigotlar, Burgundlar, Çingeneler, Normanlar, Vikingler, Flemingler, Aquitanlar, Korsikalılar… Bu halkların her birinin kendi ana dilleri varken hepsi birden Fransız milletini oluşturur, diğer halkla ve dünyayla Fransızca ile iletişim kurarlar. Çünkü saydığımız bu halklar tek vücut olup Fransız milletini oluşturmuşlardır.
Alman milleti ise Polonyalılar, Rumenler, Çingeneler, Cermenler, Saksonlar, Franklar, Alemenler, Gotlar, Bavyeralılar, Vandallar ve Lombardlar gibi halklardan oluşur. Bu halkların kendi dilleri olduğu gibi Almanca hepsinin millet dilidir. Almanya’ya göç eden ve Almanya vatandaşlığı alan Doğu halklarından insanlar da Almanya’da kamuda, eğitim öğretimde, resmi işlemlerde ana dilleriyle değil Almanca konuşmak ve yazmak zorundadır. Bu, devlet olmanın gereğidir.
İngilizler de Keltler, Anglosaksonlar, Normanlar, Piktler, İskoçlar, Danlar, İrlandalılar gibi halklardan oluşur ve tek millet olurlar. Her bir halkın kendi dili vardır ama hepsinin ortak dili İngilizcedir.
Sibirya’dan Kuzey Afrika’ya geniş coğrafyada medeniyet ve devlet kuran Türk milleti de Kıpçak, Oğuz, Kazak, Kırgız, Afgan, Türkmen, Özbek, Abhaza, Tatar, Hazara, Tacik, Peştun, Karakalpak, Kurman, Hay, Çitak, Gagavuz, Pomak, Rum, Çingene, Roman, Moğol, Mançur, Hıtay, İskit, Slav, Berberi, Boşnak, Arnavut, Makedon, Sırp, Kuman, Arap, Çeçen, Çerkez, Gürcü, Laz, Zaza gibi birçok etnik gruptan oluşur. Bu etnik grupların her birinin kendi dili vardır ve bu diller Anadolu’da yaşar; bir Müslüman şahsiyeti etrafında tek millet oluşturduklarında, bu milletin adı Türk milleti olmuştur ki Türk milletinin dili Türkçedir. Türk tarihte olduğu gibi bir ırkın adı değil bir şahsiyetin adıdır.
Hal böyleyken Türkiye’de Türkçeyi tartışmak veya millet dili olan Türkçe ile etnik dilleri mukayese etmek tarihi gerçeklerden, akıldan ve izandan uzak, art niyetli bir durumdur. Türkiye’de kendi sivil hayatlarında Zazaca, Çerkezce, Oğuzca, Gürcüce, Abazaca, Kurmançı, Lazca, Boşnakça, Arnavutça gibi etnik diller kullanılırken söz konusu devlet ve millet olduğunda tüm halkların resmi dili elbette Türkçe olur.
Devletin ve milletin tek dili olur. Halklar millet olmazsa devlet kuramazlar, dağılırlar ve tarih sahnesinden çekilirler. Büyük devletlerin, emperyalist güçlerin kendi menfaatleri için dünyanın dört bir yanında kurdukları veya kurdurdukları ülkelerden bahsetmiyorum. Millet olmayan halkların ülkeleri büyük devletlerin stratejik vilayetleri gibidir: Ürdün, Lübnan, Filistin, Suriye, Irak, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan, Mısır, Libya, Cezayir, Ermenistan, Arnavutluk, Kosova, Kuzey Makedonya… Bu ülkelerin tarihi yoktur, milli mücadeleleri yoktur, edebiyatları ve sanatları yoktur, orduları yoktur, tarihleri yoktur. Bu ülkelerdeki halklar (çete savaşlarını saymazsak) ülkelerini savaşarak kurmamışlardır, büyük devletler tarafından kendileri vazifelendirilmiştir. Bu ülkeler de farklı halklardan oluşur; ama bu halklar bir millet olamamışlardır. Bugünkü Suriye, Irak ve Lübnan milletsiz devlet olunamayacağının en güzel örneğidir.
Tam burada dünyayı hegemonyası altına alan iki devletin adına dikkat çekmek istiyorum: ABD’nin açılımı Amerika Birleşik Devletleri (USA- United States of America), İngiltere’nin asıl adı Birleşik Krallık (United Kingdom)… Dünyada her etnik gruba devletçik, ülkecik kurmaya çalışan bu iki emperyalist güç kendi ülkelerinde ise sayısız etnik grubu bir arada (“Birleşik”) tutarak büyük devlet olmuşlardır. Bu bir bakıma Osmanlı devleti (Devlet-i Âlî) modelidir.
ABD’de hiç kimse “Yahu neden bu ülkede İngilizce resmi dil; biz mecbur muyuz? İspanyolca konuşalım!” demez. ABD nüfusunun % 20’ye yakını, yani 64 milyon kişinin anadili İspanyolcadır.
Türkiye’yi büyük devlet olmaktan Ortadoğu’daki vilayet-devletçik pozisyonuna düşürmek isteyen dahili ve harici düşmanlar Türkçemize müdahale etmektedir. Türkiye’de millet kavramı iğdiş edilmekte, “millet” etnik anlama sıkıştırılmaya çalışılmaktadır. Millet Kuran’da geçtiği gibi aynı din etrafında toplananlardır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın her fırsatta “tek devlet, tek bayrak, tek millet, tek vatan” vurgusu tastamam Türkiye üzerine oynanan oyuna tepkidir, vatandaşlarımızda aşındırılmaya çalışılan millet ve vatan şuuruna hizmetten başka bir şey değildir.
Halkların dilinin millet diliyle muhakemesi muhaldir; aksi, bölünmenin sinsi planıdır.
Türkçe Sibirya’dan Balkanlara, Karadeniz’den Kuzeybatı Afrika’ya bir devlet ve medeniyet dilidir, İslam dilidir, Kuran’ın terbiye ettiği dildir.
Dil ve din birliğinin adıdır, millet. İnsanların topraklarından evvel zihinlerini işgal ederseniz topraklarını ele geçirmeye lüzum kalmaz. Dilini bozduğunuz milletler kimliklerinden uzaklaşır ve emperyalist güçlerin gönüllü kölesi olur. Sovyetler Birliği’nin işgal ettiği Türk topraklarında Türkçeyle ve alfabeyle bu kadar uğraşması, 1937-38’de Stalin’in Türk milletinin dilini, Türkçeyi en iyi şekilde yaşatan ve savunan şairleri, münevverleri kurşuna dizerek ortadan kaldırması Türkçeye ve Türk milletine yapılan suikasttır, kimlik soykırımıdır. Ukrayna Savaşı’nın başladığı aylarda Rusya’nın savaşı bitirmek için Ukrayna’dan Nazilerin arındırılması, silahsızlanma dışında üçüncü talebi/koşulu Rusçanın Ukrayna’da yasal koruma altına alınması olmuştur. Dil bu kadar mühimdir.
Bugün kendisini Türk sanıp çocuklarına Artemis, Helen, Edvan, Alya, Rodin, Ares, Arjin, Leo, Melisa, Sasha gibi isimlerin koyulması millet olarak karşı karşıya kaldığımız tehlikeyi gösterir. Çünkü insan, ismiyle yaşar. O ismin taşıdığı tarih, kültür ve mana ile…
Dünya dijital çağı yaşıyor ve dijitale hükmeden küresel güçler, dünya insanını kendisine benzetiyor. Rahmetli Muammer Yaylalı Hocam şöyle derdi: Küreselleşme diye bir kelime yoktur ve tuzaktır, aslında o kelime küreselleştirmedir. Küreselleşmede doğallık küreselleştirmede sinsi bir sömürü ve zihin işgali vardır. Evet dostlar, varlığımızı devam ettirmek için evlatlarımızın biyolojik olarak bizim ama zihinsel olarak düşmanlarımızın olmaması için dil ve edebiyatımıza; inanç, kültür ve medeniyet kodlarımıza sahip çıkmalıyız. Yani fabrika ayarlarımıza…
2014’te göreve başlayan Mehmet Sekmen Başkanımızla Erzurum’da ilk defa “Yazarlık Mektebi”projesini gerçekleştirmiştik. Şehrimizin kültür hayatına dair 2014’ten bugüne birçok çalışmayı Erzurum Büyükşehir Belediyemizin güçlü desteğiyle gerçekleştirdik. Azerbaycan Bulvarı’na büyükşehir belediyemizin yaptığı 100. Yıl Kahramanlar Anıtı bunlardan belki en önemlisiydi. Bu noktada EBB Kültür Daire Başkanımız Ergün Engin Beye de teşekkür etmeliyim. Türk dünyasının ve atlasının önemli isimlerinden Âşık Kerem’in hikâyesinde belki en önemli şehirlerden biri Erzurum’du ve bugün Erzurum’da Aşık Kerem anıtı var. Son olarak da “Aşık Kerem Erzurum’a Varanda” isimli eşsiz bir eser kazandırdık Türk kültür dünyasına… Bu eserin de tanıtımı sanırım önümüzdeki günlerde yapılacak.
Açılış davetiyesini sosyal medya hesaplarımızda paylaştıktan sonra Dil ve Edebiyat Konağı fikri Türkiye’nin dört bir yanından akademisyenlerden, kültür çevrelerinden büyük bir alkış aldı. Mehmet Sekmen Başkanımız yine farkını gösterdi ve diğer şehirlerin de bu projeyi örnek alacaklarından kuşkum yok.
Dil ve Edebiyat Konağımızda başta Erzurum Büyükşehir Belediyemiz olmak üzere Erzurum Valiliğimiz, Atatürk Üniversitemiz, Erzurum Teknik Üniversitemiz, İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz, şehrimizin kıymetli Sivil Toplum Kuruluşlarının desteği ve paydaşlığıyla “yazarlık Mektebi, dergi çalışmaları, kültür ve medeniyet söyleşileri ve araştırmaları, kitap müzakereleri, dil çalışmaları, yazar buluşmaları, gençlerin eğitim alacağı ve kendilerini ifade edebileceği birçok çalışma” gerçekleştireceğiz, Allah’ın izniyle…
Dil ve Edebiyat Konağı’nın oluşturulmasında her türlü desteğini gördüğümüz başta Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Mehmet Sekmen’e olmak üzere, genel sekreterimiz Zafer Aynalı’ya, Genel Sekreter Yardımcımız Ünal İnci beyefendiye, büyükşehir belediyemizin çalışanlarına, özelde de Kültür Varlıkları Daire Başkanlığına Mustafa Aygün kardeşimize ve Türkiye Dil ve Edebiyatı Derneği Erzurum Şubesi aileme teşekkür ediyor, konağımızın hayırlı çalışmalara ev sahipliği yapmasını Cenab-ı Haktan niyaz ediyor, hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.
Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, törende yaptığı konuşmada, “Açılışını yaptığımız bu konak, yalnızca bir taş yapı değildir. Burası; şairlerimizin, yazarlarımızın, düşünürlerimizin, gençlerimizin bir araya geleceği, fikirlerin, eserlerin, şiirlerin filizleneceği bir kültür ve ilim yuvasıdır. Biz bu mekânı Erzurum’a kazandırırken, aslında geleceğe bir miras bırakıyoruz” dedi.
“Erzurum, yüzyıllar boyunca nice âlimler, arifler, fikir ve gönül insanları yetiştirmiştir. Nefi, Erzurum’un bağrından çıkmış, Türk edebiyatının en güçlü seslerinden biri olmuştur. İbrahim Hakkı Hazretleri, bu topraklarda yazdığı Marifetnâme’siyle ilme ışık tutmuştur.
Dede Korkut, Erzurum ovasında otağını kurmuş, sözüyle Türk milletinin hafızasını inşa etmiştir. Aşık Sümmani’den Reyhani’ye, dadaşların sazında sözü olmuş, sözünde irfanı olmuştur. İşte bizler bu mirası taşımak, bu mirası geleceğe aktarmak için buradayız” diyen Başkan Sekmen, şunları kaydetti: “Dil; düşüncenin aynasıdır. Dil; kimliğin, kültürün, medeniyetin en güçlü taşıyıcısıdır. Türkçe’miz, bin yıllık birikimiyle en güçlü dillerden biridir.
Bizler, Türkçe’mizi korudukça var olacağız, yaşattıkça yükseleceğiz. Dilimize sahip çıkmak, aslında geleceğimize sahip çıkmaktır. İşte Dil ve Edebiyat Konağı, bu anlayışın eseri olarak inşa edilmiştir. Burada yapılacak etkinliklerle gençlerimiz, kendi kültürünü, kendi edebiyatını, kendi medeniyetini daha iyi tanıyacaktır. Şairlerimiz, yazarlarımız, akademisyenlerimiz burada buluşacak, yeni fikirler burada filizlenecek. Erzurum, yalnızca dadaşların yiğitliğiyle değil, kalemin ve kelamın kudretiyle de anılacaktır.”
“ŞEHİRLER, KÜLTÜRLE BÜYÜR; SANATLA GÜZELLEŞİR; İLİMLE YÜKSELİR.”
Şehirlerin kültürle büyüyüp, sanatla güzelleştiğini kaydeden Başkan Sekmen, sözlerini şöyle sürdürdü: “İşte biz de Erzurum’u sadece fiziki yatırımlarla değil, kültürel yatırımlarla da donatıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, ruhunu kaybeden şehir, kimliğini de kaybeder.
İşte biz Erzurum’un ruhunu yaşatmak için çalışıyoruz. Bu eser, Erzurum’un hafızası olacak. Bu eser, gençlerimizin yolunu aydınlatacak. Bu eser, edebiyatımıza, kültürümüze yeni bir soluk katacak. Bu eser, Erzurum’un dününü bugününe, bugününü yarınlara bağlayacak. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında, Türkiye Yüzyılı’na adım attığımız bu dönemde, bizler kültürümüzü, sanatımızı, edebiyatımızı daha da yüceltmek zorundayız.
Çünkü Türkiye Yüzyılı, sadece ekonomiyle, sanayiyle, teknolojiyle değil; aynı zamanda kültürle, sanatla, ilimle yükselecek bir yüzyıldır. İşte Erzurum, bu büyük yürüyüşün öncüsü olacaktır. Bu noktada, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan Beyefendi’nin şu sözlerini hatırlatmak isterim: “Kültür ve sanat, milletimizin medeniyet yolculuğunun en önemli direklerindendir.” Biz de bu şiarla hareket ediyor, Erzurum’umuzu kültür ve sanatın merkezi yapmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Açılışını yaptığımız bu konak, Erzurum’un geleceğine atılmış güçlü bir adımdır. Ben inanıyorum ki, bu mekânda yetişecek gençlerimiz, bu mekânda yapılacak çalışmalar, milletimizin yolunu aydınlatacaktır.
Çünkü bizler şuna inanıyoruz; Kültür olmadan kalkınma olmaz. Edebiyat olmadan medeniyet olmaz. Dil olmadan kimlik olmaz.” Protokol üyelerinin konuşması sonrası konağın açılışı yapıldı.
Bir yanıt yazın