Bazen düşünüyorum…
Bu ülkede en çok korunan kim?
Bir ağaç mı?
Bir çiçek mi?
Bir hayvan mı?
Yoksa insan mı?
*
Yanlış anlaşılmasın…
Bir ağacın korunmasına da,
Bir hayvanın yaşatılmasına da sonuna kadar varım.
Çünkü bunlar medeniyetin gereğidir.
Vicdan sahibi herkes de bunu savunur.
*
Ama insanın aklına şu soru geliyor,
Madem insan bu kadar kıymetli, neden en korunmaya muhtaç olduğu dönemde aynı hassasiyeti göremiyoruz?
Bir bebekten söz ediyorum…
Dünyaya gözlerini yeni açmış,
Annesinin kokusuyla huzur bulan,
Onun sesiyle sakinleşen,
Onun kalp atışlarını tanıyarak hayata başlayan bir bebekten…
Bugün çalışan annelerin önemli bir bölümü, daha bebekleri annelerine en çok ihtiyaç duyduğu dönemde işine dönmek zorunda kalıyor.
*
Çünkü sistem bunu istiyor.
Ekonomik şartlar bunu dayatıyor.
Hayat buna zorluyor.
Sonra o küçücük bebek ya bir bakıcının kollarına bırakılıyor ya da bir kreşe…
*
Kimse yanlış anlamasın.
Bu yazının muhatabı anneler değil.
Çünkü anneler zaten yürekleri parçalanarak evden çıkıyor.
Bu yazının muhatabı,
Aileyi ve çocuğu merkeze koyması gereken anlayıştır.
*
Yıllar önce bir hocamızın söylediği bir cümleyi hiç unutmuyorum.
“Devlet, bir ağacı yaşatmak için üniversiteler kuruyor.
Bitki yetiştirmek için Ziraat Fakülteleri açıyor.
Hayvanları korumak için veterinerler yetiştiriyor.
Kanunlar çıkarıyor.”
Ne güzel…
Olması gereken de budur.
Peki ya insan?
Bir bebeğin annesiyle kurduğu bağın,
Onun gelecekteki ruh sağlığını,
Güven duygusunu ve kişilik gelişimini etkilediğini artık bilim de söylüyor.
O halde neden bu ilk dönemi daha fazla koruyacak sosyal politikaları yeterince konuşmuyoruz?
*
Bugün Türkiye’nin önündeki en önemli sorunlardan biri de nüfusun giderek yaşlanmasıdır. Doğurganlık oranları düşüyor,
Genç nüfus azalıyor.
Bu mesele artık sadece istatistiklerle açıklanabilecek bir konu değil, ülkemizin geleceğini ilgilendiren milli bir meseledir.
Çocuk sahibi olmayı istemeyen ailelerden değil, buna cesaret edemeyen ailelerden de söz etmeliyiz.
Çünkü hayatın ağırlaşan ekonomik şartları,
Yüksek yaşam maliyetleri ve geçim kaygısı,
Anne ile babanın birlikte çalışmasını adeta zorunlu hale getiriyor.
Öte yandan tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadın belli bir meslek sahibi olmak veya kariyer yapmak için iş hayatını seçiyor.
İşte tam da bu noktada, daha annesinin şefkatine en fazla ihtiyaç duyduğu dönemde bebek ya bakıcıya ya da kreşe emanet ediliyor.
*
Elbette çalışan annelere tanınan doğum sonrası izin önemli bir haktır.
Bu noktada hükümetin de ciddi çalışmalar var elbette.
Ancak bunun yeterli olduğunu söylemek kolay değildir.
Bir bebeğin hayatındaki en kritik dönem ilk yıllarıdır.
Sosyal devlet anlayışı, annelerin çocuklarıyla daha uzun süre birlikte olabilmelerini sağlayacak yeni düzenlemeleri gündemine almalıdır.
Çocuğun en azından ilk iki ya da üç yılında annesiyle daha fazla vakit geçirebilmesini mümkün kılacak modeller artık cesaretle tartışılmalıdır.
Bugün çocuklarımızın mutsuzluğunu konuşuyoruz.
Gençlerin yalnızlığını konuşuyoruz.
Aile yapısındaki çözülmeyi konuşuyoruz.
Sevgisizliği…
Tahammülsüzlüğü…
Şiddeti…
Belki de bütün bunların temelinde, hayatın ilk yıllarında eksik bırakılan bir güven duygusu vardır.
Belki de asıl yatırım, yolları genişletmekten önce çocukların anneleriyle geçireceği zamanı genişletmektir.
Çünkü bir milletin geleceği, sadece fabrikalarda değil, annelerin kucağında da inşa edilir.
*
Devletimiz toprağı daha verimli hale getirmek için Ziraat Fakülteleri kuruyor,
Doğayı koruyor,
Hayvanların sağlığı için Veteriner Fakülteleri açıyor.
Bunların tamamı güçlü devlet olmanın ve medeniyetin gereğidir.
Ama aynı güçlü devlet anlayışı, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımız için de en güçlü sosyal politikaları üretmelidir.
Bir ülkenin gerçek zenginliği ne madenleridir ne de yüksek binalarıdır.
Asıl zenginliği,
Annesinin sevgisiyle büyüyen,
Kendini güvende hisseden,
Sağlıklı nesilleridir.
*
Bugün belki de sormamız gereken en önemli soru şudur,
Bir fidanı büyütmek için her türlü imkanı seferber eden,
Bir çiçeği korumak için üniversiteler kuran,
Bir hayvanın sağlığı için fakülteler açan yüce devletimiz, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızın anneleriyle daha uzun süre birlikte büyümesine imkan sağlayacak düzenlemeleri de yapamaz mı?
İnanıyorum ki yapar.
Çünkü geleceğe yapılan en büyük yatırı,; betonarme binalara değil, annesinin kucağında güvenle büyüyen bir çocuğa yapılan yatırımdır.
Ve unutmayalım…
Bir ülkenin geleceği, annesinin kucağında büyüyen bebeklerle şekillenir.
Bir yanıt yazın